This post contains the translation of 3 articles published in English in the blog section of the SDI-TDI organization and that I think are interesting. I decided to translate them into Turkish and share them because I think the content of the articles can be useful to the Turkish diving community and they contain parallel topics to my future articles.
You can access the original English versions of the articles from the links below.
Bu yazı SDI-TDI (Scuba Diving International – Technical Diving International)
kuruluşunun blog kısmında ingilizce olarak yayınlanan ve ilginç olduğunu düşündüğüm 3 yazının çevirisini içerir. Yazılarının içeriğinin Türk dalış komünitesine yararlı olabileceğini düşündüğüm ve gelecek yazılarımla paralel konular içerdikleri için Türkçeye çevirmeye ve paylaşmaya karar verdim.
Yazıların orjinal ingilizce hallerine bu linklerden ulaşabilirsiniz.
Yazı 1: BUZ YÜZEYİNDE KURTARMA İÇİN 20:10:1 KURALI
Yazar: Bob Shields
BUZDA KURTARMA TEKNİKLERİ
Buzda kurtarma teknisyenleri, zayıf buz yüzeyini kırılması ile zor duruma düşen kişileri güvenli ve etkili bir şekilde kurtarmaktan sorumludur. Kazazedeye ulaşma şekilleri karmaşık olabilir ve kötü uygulandığında kazazedenin kendisini su üstünde tutan tek şeyi yani buz tabakasını kaybetmesine ve kurtarıcınında yüzüstü soğuk suya düşmesine neden olabilir. 20:10:1 kuralını kullanmak, kurtarıcıların buz tabakasının bütünlüğünü korurken kazazedeye güvenli bir şekilde yaklaşmasını sağlar.
Herhangi bir buz kurtarması sırasında birincil görevli kurtarıcı, kilitli bir karabina aracılığıyla kendi buz kurtarma giysisinin üzerindeki koşum takımının / kemerinin(harness) ön tarafına bir halat bağlanarak güvene alınmalıdır. Karabinanın sabit bir “O” veya “D” halkası ve koşum klipsi aracılığıyla bağlanması gerekir. Yedek kurtarıcının da aynı şekilde kendi halatına bağlı olması gerekir.
20:10:1 KURALI
20:10:1 kuralı şöyledir: subjeden 20 fit ( 6 metre) uzaktan başlayarak, eller ve dizler üzerinde emekleyerek, subje ile arasında 10 fit (3.5 metre) mesafesine ulaştığında buzun üzerine yüzüstü yatıp sürünerek yaklaşın. Kazazededen sadece bir vücut boyu uzaktayken, kendinizi kazazedenin bir vücut boyu yanında veya arkasında olacak şekilde konumlandırın. Ardından, etrafınızda dönün ve suya önce ayaklarınız girecek şekilde girin. Bu yöntem, kazazedeye ulaşırken buzun içine düşmenizi önlemeye yardımcı olur.
Kurtarıcı kazazedenin 20 fit (6 metre) yakınına geldiğinde, elleri ve dizleri üzerinde sürünmelidir. Bu, vücut ağırlıklarını dağıtacaktır. Kazazedenin 10 fit (3.5 metre) yakınına geldiklerinde, tamamen yüzükoyun/karın üstü sürünerek ilerlemelidirler. Bu, vücut ağırlıklarını daha da dağıtır. Bu pozisyondayken buz kıracakları kullanmak kurtarıcıya yardımcı olabilir.
Kurtarıcı, buzun üzerinde emekleyerek yaklaşmak için çok tehlikeli olduğunu düşünürse, kazazededen daha uzak bir mesafede iken yüzüstü yatıp sürünerek yaklaşabilir.
Kazazedeye son yaklaşım, kazazedenin yan veya arka tarafından doğru, arada en az bir vücut uzunluğu kadar mesafe koruyarak yapılmalıdır. Bu iki şey sağlar; birincisi, kurtarıcı doğrudan kazazedenin önündeki destek sağlayan buzu kırmayacaktır. İkincisi, kazazedenin heyecandan dolayı kurtarıcıyı yakalayıp suyun içine çekmesini engeller.
Buzun ya da deliğin kenarından 1 vücut boyu uzakta ve kazazedenin yan ya da arka tarafına 1 vücut boyu aralık bulunan mesafeye ulaşıldığında, kurtarıcı dönerek suya kontrollü bir şekilde ilk ayakları girecek şekilde giriş yapar. Kurtarıcını suya girmek üzereyken, ayakları suya değdiğinde eldivenli elleriyle kendi ağzını ve burnunu kapatmalıdır. Bu, kurtarıcının yüzüne su sıçraması ya da kazara suya batması halinde istemsiz bir soluk alma refleksi sonucu su yutmasını önler. Kurtarıcılar yaklaşma sırasında her an buzun kırılması halinde ağız ve burunlarını kapatmaya her zaman hazırlıklı olmalıdır. (Yazının içinde geçmiyor ama burada aşırı soğuğun ani bir şekilde bu refleksi tetikleme imkanı olduğunu da düşündürüyor.)
Suya girdikten sonra, kurtarıcı kazazedeye yaklaşmadan önce elbisesindeki havayı dışarı bastırmalıdır. Bu, üst gövde ve omuz bölgesinde biriken aşırı havanın tahliye olmasını sağlar. Yoksa kurtarıcı fazla yüzerlilikli hale gelebilir ve kurtarmayı daha da zorlaştırabilir. Sonrasından itibaren artık kurtarıcı, kurtarmayı yapmak için seçtiği tekniği veya cihazı kullanabilir.
BUZDA KURTARMALARDA GÜVENLİĞİ PRATİKLE SAĞLAMAK
Her beceri konusunda olduğu gibi, bu beceri de eğitimler sırasında uygulanmalı ve ustalaşılmalıdır. 20:10:1 kuralını kullanarak, senaryo pratikleri gerçekleştirmek, bir kurtarıcının, kazazedeye yaklaşımında kas hafızası oluşturur, böylece gerçek bir kurtarma söz konusu olduğunda, buzda kurtarma yapacak teknisyen için refleksif olacaktır.
Buzda kurtarmada 20:10:1 kuralını kullanmak, zor bir görevi hem subje hem de kurtarıcı için daha güvenli hale getirebilir.
YAZI 2: KAMU GÜVENLİĞİ DALGIÇLARI VE MÜFETTİŞLER NASIL BİRLİKTE ÇALIŞIR?
Yazar: Dedektif Terry Kelley
Columbus, Ohio’da görev yapan bir Cinayet Masası Dedektifi ve sertifikalı bir SDI Dalış Uzmanı olarak, iki rolüm arasında inanılmaz sinerjiye tanık oldum. Yakın zamanda, dalış ekibimizin uzmanlığını gerektiren birkaç vaka üzerinde çalışma ayrıcalığına sahip oldum. Bu makalede, onların olağanüstü becerilerinin ve detaylara gösterdikleri titiz dikkatin soruşturmama önemli ölçüde yardımcı olduğu böyle bir vakayı paylaşmak istiyorum.
ÜRPERTİCİ KEŞİF
Soruşturma bir Pazar sabahı tüyler ürpertici bir keşifle başladı. Devriye memurları, evsizlerin kaldığı bir kampın yakınındaki gölette yüzen bir ceset bulunduğuna dair ihbar aldı. Sağlık görevlileri ve memurlar hızlı bir şekilde olaya müdahale etmiş ve trajik bir şekilde kurbanın öldüğünü açıklamışlardı. Durum göz önüne alındığında, kurban bir su kütlesinde olduğu için departmanımızın dalış ekibi ilk çağrılan ekip oldu. Gece boyunca hava sıcaklığının donma noktasının altına düştüğünü ve göletin büyük bir kısmını ince bir buz tabakasının kapladığını belirtmem önemlidir.
Divemaster geldiğinde, herhangi bir kurtarma görevine başlamadan önce, akıllıca tüm sahneyi fotoğraflamaya başladı. Bu titiz belgeleme sadece potansiyel kanıtları değil, aynı zamanda olay yerini bir bütün olarak içeriyordu. Gördüğünüz gibi, birçok cinayet vakasında, özellikle de başlangıçta, kanıtlar genellikle zor bulunur. Ancak bunun bir kurtarma operasyonu olmadığını anlayan dalış ekibimiz, buzun üzerinde ve göletin kıyılarına dağılmış eşyaların birkaç fotoğrafını çekmek için zaman ayırdı.
KAMU GÜVENLİĞİ DALIŞ EKİPLERİ İÇİN ZAMAN ÇOK ÖNEMLİDİR
Olay yerinin güvenliğini sağlamak ve cinayet masasına haber vermek doğal olarak zaman alıyordu. Bu süreci bazen esprili bir şekilde, aramaların Guam’daki bir operatöre yönlendirilmesi, Güney Amerika’daki telefon ağaçlarında (arama yönlendirme sistemleri) dolaştırılması ve nihayetinde cinayet masası çavuşuna ulaşması ve onun da nöbetçi ekibi uyarması olarak tarif ediyorum. Bürokrasi devam ederken buzlar eridi ve kanıtlar su altında kaldı.
Nihayet olay yerine vardığımda, elimdeki çok sınırlı miktardaki kanıtla soruşturma yapmak gibi ürkütücü bir görevle karşı karşıyaydım. Ancak olayların beklenmedik bir şekilde gelişmesi her şeyi değiştirdi. Tanıklarla görüşmeler yaparken, dalış ekibinin üyelerinin kuru elbiseler giyerek suya girmeye hazırlandıklarını fark ettim. İlk düşüncem umut ve endişe karışımıydı, ancak bilgi almak için diveamaster’a yaklaştığımda, ben gelmeden önce çektikleri fotoğrafları paylaştı.
Bu görüntüler bulmacanın kritik bir parçasını oluşturuyordu. Bu fotoğraflarda yakaladıkları kanıtlar sadece tanık ifadelerini desteklemekle kalmadı, aynı zamanda bir şüphelinin kimliğinin belirlenmesini de hızlandırdı. Onların özverili çabaları sayesinde kanıtlar başarılı bir şekilde ele geçirildi ve şüphelinin nihai kovuşturmasında önemli bir rol oynadı.
KAMU GÜVENLİĞİ DALGIÇLARININ OPERASYONLARINA DAHA YAKINDAN BAKIŞ
Olay yerinin incelenmesini takip eden günlerde ekibim, dalış ekibinin üyeleriyle bir araya gelerek operasyon süreçlerini gözden geçirdi. Titizlikle sağladıkları belgelerin düzeyi beni şaşırttı. İtiraf etmeliyim ki; dalış ekiplerinin sadece bir grup dalgıcın gelip suda ıslandığını, kanıt aradığını ve sonra da kahvaltıya gittiğini sanıyordum. Ancak kısa süre sonra sıcaklık ölçümlerinden derinlik ölçümlerine kadar müdahalelerinin her yönünü belgelediklerini öğrendim.
Birçok dalış ekibi bir soruşturma üzerinde yaratabilecekleri derin etkiyi tam olarak kavrayamayabilir. Onların içgörüleri ve yetenekleri genellikle fark edilmez. Dalış ekipleri genellikle bir cinayet soruşturmasının başlangıcında çağrılmaz, ancak müdahale önceden düzenlenmiş ve iyi koordine edilmişse, soruşturmacı ve kanıt toplama süreci için paha biçilmez olabileceğine tanıklık edebilirim. Bu da kederli ailelerin haklı olarak hak ettikleri adaletin sağlanmasına yardımcı olur.
Dalış ekibi liderlerinin beklentileri ve ekiplerinin bir soruşturmaya yapabileceği değerli katkıları tartışmak üzere soruşturma birimleriyle proaktif bir şekilde ilişki kurmalarını şiddetle tavsiye ederim. Standart Çalışma Prosedürleri (SÇP / SOP – Standard Operating Procedures) oluşturulmalı, belirli roller ve sorumluluklar, kanıt koruma yönergeleri ve olay yeri koruma protokolleri ana hatlarıyla belirlenmelidir. Dalış ekipleri, olay yeri birimleri ve soruşturma birimleri arasındaki işbirliği sorunsuz bir müdahale için kilit öneme sahiptir.
Dalış ekibimizin bu olaydaki yardımı sadece yardımcı olmakla kalmadı, aynı zamanda ufuk açıcı oldu. Bizimki gibi mükemmel profesyonellerden oluşan bir ekibin bir soruşturmayı ne kadar geliştirebileceğinin altını çizdi. Özverileri, uzmanlıkları ve eksiksiz belgeleme konusundaki kararlılıkları onları adalet arayışında vazgeçilmez bir varlık haline getirmektedir.
Yazı 3: NEREDE ARAMA YAPMALI? ARAMA TEORİSİ VE KAMU GÜVENLİĞİ DALIŞLARI
Yazar: Rafael López
Nerede arama yapılacağının belirlenmesi, arama planlamasının en kritik yönlerinden biridir. Tipik olarak, Kamu Güvenliği Dalgıçlarının eğitimi, arama için gerekli becerilerin geliştirilmesine odaklanır ve genellikle arama alanının seçilmesi gibi eşit derecede önemli olan bir görev göz ardı edilir. Karada ki Arama ve Kurtarma (SAR) grupları programlarının başlangıcından itibaren arama teorisi konusunda kapsamlı bir eğitim alırken, KGD ( KAmu Güvenliği Dalgıçları / PSD – Public Safety Divers) topluluğu bu temel konu hakkında daha az bilgi sahibi olma eğilimindedir.
ARAMA TEORİSİNİN KISA TARİHÇESİ
Arama teorisinin temeli Bayesian istatistiğinin matematiksel uygulamasına dayanır. 1968 yılında USS Scorpion denizaltısının kaybolması, ABD Donanması’nı denizaltının bulunması için bu yöntemi uygulamaya sevk etmiştir (Richardson ve Stone, 1971). Daha sonraki çalışmalar, özellikle Koester’in (2008) “Kayıp Kişi Davranışı: Karada, Havada ve Suda Nereye Bakılması Gerektiğine Dair Bir Arama Kurtarma Rehberi” adlı çalışması başta olmak üzere daha sonraki çalışmalar bu teoriyi SAR (search and rescue – arama kurtarma) grupları içerisinde daha da geliştirmiş ve uygulamıştır.
BAZI TEORİK TEMELLER
Bunun karmaşık matematiksel formüller içerdiğini düşünerek korkup kaçmadan önce; Arama işlemlerinin doğası gereği olasılıksal olduğunu kavramak çok önemlidir; nesneyi ya bulursunuz (1) ya da bulamazsınız (0). Bir aramada başarı iki değişkene bağlıdır: tespit edilme olasılığı ve erişim alanına dahil olma olasılığı olasılığı. Basit bir ifadeyle, bir nesne arama alanı içindeyse ve tespit edilebiliyorsa onu bulursunuz. Formül bunu kısaca şu şekilde ifade eder:
POS = POD × POC
Okunabilir hali:
Probability Of Succes = Probability Of Detection x Probability Of Containtment
Türkçesi:
Başarı Olasılığı = Tespit Olasılığı x Erişim Alanına Dahil Olma Olasılığı
ŞİMDİ KAMU GÜVENLİĞİ İÇİN ARAMA PLANLAMASINI İNCELEYELİM
Arama planlamasında amaç, subjeyi en az zaman ve kaynakla bulma olasılığını en üst düzeye çıkarmaktır. Bunu başarmak için, aramayı operasyonunu, nesneyi içerme olasılığı en yüksek olan alanda başlatın (formülün ikinci kısmı). Her KGD dalgıcı Son Görülen Nokta (SGN / PLS – Point Last Seen) veya Son Bilinen Konum (SBK / LKP – Last Known Point) ve bunlardan türetilen İlk Planlama Noktası (İPN / IPP – Initial Point of Planning ) gibi terimlere aşinadır
İlk Planlama Noktasını belirledikten sonra kritik bir soru ortaya çıkar: Subje İPN’den ne kadar uzakta? Literatürdeki çeşitli çalışmalar planlama için gerekli istatistikleri sağlamaktadır.
İnsan vücudunun batma hızı tuzlu suda yaklaşık 1,5 ft/sn ve tatlı suda 2-2,5 ft/sn’dir (Koester, 2008), iyi bir yaklaşımla 2 ft/sn’dir (Hendrick, W. ve Zaferes, 2000).
Akıntı olmadığında, arama alanının yarıçapı %95-99 olasılıkla derinliğe eşittir.

Peki ya hareketli sular?
Bir ceset dibe çöktüğünde, aşırı akıntı veya sığ su dinamikleri etkisi olmadığı sürece, gazlar onu şişirip yeniden yüzdürene kadar tipik olarak o konumda kalır. Raporlar Niagara Nehri’nde 10-15 knot’lık akıntılarda cesetlerin dibe çöktüğünü göstermektedir (Hendrick, W., & Zaferes, 2000). Hendrick, W. ve Zaferes (2000) akıntılı sularda bir cesedin dibe nerede temas edeceğini hesaplamak için basit bir formül geliştirmişlerdir:
Drift yani Akıntı sürüklemesi (feet)=Derinlik (feet) × Akıntı (feet/saniye) / 2

Bir sualtı aramasını planlarken çok sayıda faktör devreye girer, ancak bu yazının bir sonraki göreviniz için faydalı olmasını umuyoruz!
REFERANSLAR
Hendrick, Hendrick, W., & Zaferes, A. (2000). Kamu güvenliği dalışı. PennWell Kitapları.
Koester, R. J. (2008). Kayıp Kişi Davranışı: Bir Arama ve Kurtarma. dbs Productions LLC.
Richardson, H. R., & Stone, L. D. (1971). Scorpion’un sualtında aranması sırasında operasyon analizi. Naval Research Logistics Quarterly, 18(2), 141-157.
Rafael López bir ERDI dalgıcı ve bu sistemdeki Arama Kurtarma Eğitimi’nin kurucusudur.

